Göbeklitepe

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresini bırak.

Hukuksal metni okudum, onaylıyorum.

İşbu formu doldurmak ile bizimle paylaşmış olduğunuz kişisel bilgilerinizin; tarafınıza çeşitli avantajların sağlanıp sunulabilmesi, satış, pazarlama ve benzer amaçlı her türlü iletişim mesajlarının gönderilmesi amacıyla; saklanmasına, kullanılmasına ve aynı amaçlara yönelik olarak; Doğuş Holding A.Ş. ve diğer tüm Doğuş Holding iştirakleri ile de paylaşılmasına izin vermiş bulunmaktasınız. (Doğuş Holding iştirakleri hakkında bilgi için “www.dogusgrubu.com.tr) Bu bilgiler sadece size sağlanacak hizmetlerin kusursuz sunulabilmesi, olası gönderilerinizin sağlıklı şekilde teslim edilmesi, telefon, sms ve/veya e-posta yoluyla bildirimlerimizin zamanında ulaştırılabilmesi amacıyla, sözleşme ilişkisi içinde olduğumuz, veri güvenliği konusundaki hassasiyetimizi paylaşan, ilgili Mevzuat hükümlerine riayet eden 3. kişilerle, yalnızca ihtiyaç durumunda ve gerekli ölçüde paylaşılacaktır.
Kaydınız başarıyla alınmıştır. En kısa sürede sizinle irtibata geçeceğiz.
Kaydınız başarıyla alınamamıştır.

VIDEOS

GÖBEKLITEPE - Zero Point In Time

Göbeklitepe Zero Point in Time Launch, WEF 2016, Davos

Göbeklitepe - WEF Betazone Session Prof. Mehmet Özdoğan Presentation January, 2016

A Yapısı 1995 yılında keşfedilmiş ve bugün görülen aşamaya 1996 ve 1997 yıllarında devam eden kazı çalışmaları sırasında ulaşılmıştır. Bu yapının temel unsurları olarak bazıları geniş yüzlerinde (alçak kabartma tekniğinde yapılmış) el ve kol tasvirleri taşıyan T-biçimli dikilitaşlar öne çıkmaktadır. Bu unsurların varlığından dolayı bu eserleri insan biçimli tasvirler olarak algılamak mümkündür. Ana kazı alanındaki dört adet daire planlı taş yapının merkezinde her zaman, özellikle daha büyük boyutlu iki adet T-biçimli dikilitaş bulunmaktadır. A yapısının P1 ve P2 numaralı iki merkez dikilitaşının üzerlerinde bulunan kabartma motifler arasında yılanlardan oluşan bir ağ ve bunun altında bir koç kabartması ve üst üste sıralanmış olan boğa, tilki ve turna kabartması görülmektedir.

A YAPISI

A yapısının ardından, 1998 yılında B Yapısı keşfedilmiş ve 1998-2002 yılları arasında kazılmıştır. Yapının 4 m. yüksekliğe ulaşan T-biçimli merkez dikilitaşları, iyi korunmuş ‘terazzo’ taban üzerinde durmaktadır. Dikilitaşının önündeki bir taş kap, bu tabanın içine yerleştirilmiştir. Her ili merkez sütunun üzerinde birer erkek tilki kabartması bulunmaktadır. Yine 1998 yılında keşfedilmiş olan C yapısı Göbeklitepe’nin bilinen en büyük yapısıdır; T-biçimli dikilitaşlar içeren iki adet daire planlı taş duvar sırasından oluşmaktadır ve doğrudan, özenle düzeltilmiş olan kireçtaşı ana kayanın üzerine inşa edilmiştir. C Yapısı’nın merkez alanı, antik çağlarda ağır bir tahribata uğrasa dikilitaşının üzerinde keşfedilen yüksek kabartma tekniğindeki olağanüstü bir yırtıcı hayvan motifi bu tahribattan kurtulmayı başarmıştır.

B YAPISI

A yapısının ardından, 1998 yılında B Yapısı keşfedilmiş ve 1998-2002 yılları arasında kazılmıştır. Yapının 4 m. yüksekliğe ulaşan T-biçimli merkez dikilitaşları, iyi korunmuş ‘terazzo’ taban üzerinde durmaktadır. Dikilitaşının önündeki bir taş kap, bu tabanın içine yerleştirilmiştir. Her ili merkez sütunun üzerinde birer erkek tilki kabartması bulunmaktadır. Yine 1998 yılında keşfedilmiş olan C yapısı Göbeklitepe’nin bilinen en büyük yapısıdır; T-biçimli dikilitaşlar içeren iki adet daire planlı taş duvar sırasından oluşmaktadır ve doğrudan, özenle düzeltilmiş olan kireçtaşı ana kayanın üzerine inşa edilmiştir. C Yapısı’nın merkez alanı, antik çağlarda ağır bir tahribata uğrasa dikilitaşının üzerinde keşfedilen yüksek kabartma tekniğindeki olağanüstü bir yırtıcı hayvan motifi bu tahribattan kurtulmayı başarmıştır.

C YAPISI

D Yapısı ise 2001 yılında keşfedilmiştir. Bu anıtsal yapılar içerisinde en ihtişamlı ve korunmuş olanı D Tapınağı’dır. D Tapınağı Göbeklitepe ören yerinin birinci evresine MÖ (9500 – 8500) tarihlenmektedir. D Tapınağı’nın merkezine yüseklikleri 6 m. ağırlıkları 30 tona varan T stelleri; merkezdeki stellere yönelmiş tarzda yerleştirilmiştir. Merkezdeki stellerde kol, el, kemer ve giysi olarak tilki postunun betimlenmiş olması, T stellerinin insanı veya insan şeklinde tasvir edilmiş kutsalları sembolize ettiği tartışılmazdır. Bu tapınakta T stelleri üzerinde birçok hayvan betimi vardır. Bunlar yaban domuzları, yabani öküzler, eşekler, ceylanlar, turnalar, leylekler, ibis, ördek ve kedigiller gibi geniş bir yelpazede çeşitlenmekle birlikte yılan ve tilki ağırlıktadır. Her iki merkez dikilitaş da kemer ve hayvan postundan yapılmış bir giysi parçası giyer biçimde tasvir edilmiştir.

D YAPISI

Kullanım Koşulları ve Gizlilik

GÖBEKLİTEPE

İnsanlık tarihini yeniden yazdıracak bulguları ortaya çıkaran Göbeklitepe M.Ö. 9.600 yani günümüzden yaklaşık 11.600 yıl öncesine tarihlenen Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem’e ait bir inanç merkezidir. İngiltere’deki ünlü Stonehenge'den 6.600 yıl, Mısır Piramitleri’nden 7.100 yıl, Malta Adası’nda bulunan tapınaklardan ise 6.100 yıl daha eskidir. Hiçbir araç gereç yokken devasa taşlarla inşa edilmiş, bu taşlar üzerinde yer alan şekillerle de hayranlık uyandıran bir mirastır. Geleneksel tarih öğretilerini değiştirecek bulguları ortaya çıkaracak Göbeklitepe, gizemi çözüldükçe insanlığı şaşırtmaya devam edecek gibi görünmektedir.

Yaklaşık 11.600 yıl önce Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bölgede insanlık tarihinin en önemli oluşumlarından biri inşa edildi. Göbeklitepe, Mezopotamya’daki ilk şehirlerden 4.600 yıl, milyonlarca turistin ziyaret ettiği İngiltere’deki ünlü Stonehenge’den 6.600 yıl, Mısır Piramitleri’nden 7.100 yıl, Malta Adası’nda bulunan tapınaklardan da 6.100 yıl daha eskidir.

Göbeklitepe’de yapılan kazılarda, yerleşik yaşama geçişle ilgili mevcut bilgileri altüst edecek bir tarih ortaya çıkmıştır. İnsanlık tarihi, insanoğlunun avcı ve toplayıcı toplumdan yerleşik topluma geçmesi ile başlar. Şanlıurfa’da özellikle Harran Ovası’nı 30-40 kilometrelik mesafelerle bir hilal şeklinde çevreleyen tepelerde bulunan 80 dönümlük alana sahip olan ören yeri, Göbeklitepe, Karahan Tepe, Sefer Tepe, Hamzan Tepe ve Balıklıgöl çevresi Neolitik Dönem’in en önemli bölgeleridir. Buluntular bu bölgede yaşayan insanların ibadetlerini Göbeklitepe’ye gidip yaptıklarını göstermektedir. Ancak bölgedeki yapılar yerleşim alanı olarak inşa edilmemiştir; Göbeklitepe, M.Ö. 9.600, yani günümüzden 11.600 yıl öncesine tarihlenen, Neolitik Dönem’e ait bir inanç merkezidir.

Göbeklitepe, insanlık tarihindeki birçok sırrı açığa çıkartırken çözülmesi gereken birçok gizemi de beraberinde getiriyor. Yapılan arkeolojik araştırmalar göstermiştir ki; Göbeklitepe Neolitik Tapınak Alanı, dönem insanlarının belirli zamanlarda bir araya gelerek ibadet ettikleri bir yerdir. Tapınakların ortasında yer alan “T” biçimli anıtsal dikilitaşların bazıları kollar, eller ve giysi öğeleriyle insan şeklinde biçimlendirilmiştir. Kesin olmamakla beraber tapınağın bizzat onu kullananlar tarafından gömüldüğü öngörülmektedir.

Göbeklitepe, tarımın insanları yerleşim birimleri kurmaya ve sanat ile dini geliştirmeye ittiği tezini çürütüyor. Kazı çalışmaları Yakın Doğu’da başlayan insanlık tarihinde en önemli radikal değişiklerden biridir. Bu değişiklik, insanlık tarihinde bilinen her şeyden öte avcı toplayıcı toplumdan yerleşik hayata geçen ve hayvanları ehlileştiren bir toplum olduğunu işaret ediyor.

TARİH

ŞANLIURFA

Şanlıurfa, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde İpekyolu güzergâhındaki en eski yerleşim yerlerinden biridir. Tarihi gelişim sürecinde, üzerinde birçok bağımsız devlet ve beylik kurulmuş, birçok uygarlığa beşiklik etmiştir. Tarımın ilk olarak yapıldığı, ilk üniversitenin kurulduğu, üç semavi dinin yeşermesine ev sahipliği yapan ‘ateşin Hz. İbrahim’i yakmadığı’, farklı kültür unsurlarının bir arada yaşadığı ve misafirperver insanların harmanladığı kadim bir şehirdir. Şanlıurfa tarihi, Balıklıgöl’de, Nevali Çori’de, Göbeklitepe’de ve bugüne kadar il genelinde yapılan arkeolojik kazıdan, elde edilen bulgulara göre, günümüzden 11.600 yıl öncesine kadar gitmektedir. Balıklıgöl çevresinde yapılan kazı çalışmalarında günümüzden 11.600 yıl öncesine ait insan boyutunda olan dünyanın en eski heykeli bulunmuştur. Şanlıurfa tarihi süreç içerisinde birçok peygambere ev sahipliği yapmış bir şehir olarak ‘Peygamberler Şehri’ adıyla anılmaktadır. Tarihsel birikimiyle birçok medeniyete beşiklik eden bu şehir din, dil, ırk, kültür ve medeniyetlerin buluştuğu, kaynaştığı, bir hoşgörü şehri olmuştur. Şanlıurfa, dün olduğu gibi bugün de insanlıkla paylaşacak önemli değerleri bağrında taşımaktadır.

Yeryüzünde önemli, özel ve kadim şehirler vardır. Bu şehirler geçmişten günümüze tarih, bilim, hukuk, inanç, kültür, sanat, edebiyat, medeniyet gibi insanlık kültürünün oluşumuna ve gelişmesine mekân olmuş önemli merkezlerdir. Arkeolojik bulgulara göre Urfa, dünyanın en eski kenti, insanlık tarihinin başlangıcı, tüm insanlığın ortak ata yurdudur. Urfa taşı toprağı tarihle yoğurulan ve tarihin her döneminde mutlaka izi bulunan; il genelinde ortaya çıkan her arkeolojik bulguda tarihin yeniden yazılmasına vesile olup tarihe kaynaklık eden tarihin gelecekle buluştuğu kadim bir şehirdir. Urfa, ilkel dinlerden, çok tanrılı ve tek tanrılı dinlere ait inançların ve bu inançlarla bağlantılı kültürlerin binlerce yıl yoğrulduğu, kaynaştığı tarihi bir kent olarak kültür ve inanç turizminde birçok peygamberi bağrından çıkarmış bir şehirdir.

SERGİ

Göbeklitepe’deki steller (‘T’ şeklindeki dikilitaşlar) üzerinde bulunan kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürleri dünyada heykeltıraşlık ve plastik sanatlarının ilk örneği olarak kabul edilmektedir. Yani günümüz resim sanatının taşa kazınarak yapıldığı en eski resimler Göbeklitepe’de yapılan resimlerdir.

KÜLTÜR VE
MİRAS

İnsanlık tarihi Göbeklitepe’de yeniden yazılıyor...

Göbeklitepe’de yapılan kazılarda, yerleşik yaşama geçişle ilgili mevcut bilgileri altüst edecek buluntular ortaya çıkmıştır. Dünyada kabul gören arkeolojik görüşe göre insanoğlunun avcı ve toplayıcı yaşam biçiminden yerleşik hayata geçmesindeki en önemli faktör açlık korkusu ve korunma içgüdüsüdür. Ancak Göbeklitepe bu tabuyu yıkar. Zira yapıldığı dönem göz önüne alındığında, yerleşik yaşama geçişte dinsel inanışların da etkisinin olabileceğini ispatlar.

Günümüze bu denli mükemmel olarak korunmuş şekilde kalması da yapılış yılından yaklaşık bin yıl sonra onlarca ton toprak ve çakmaktaşı ile tamamıyla gömüldüğü bilinen Göbeklitepe’nin niye gömüldüğü de cevabı bilinmeyen sorular listesinde yer alıyor. Tapınaklardaki stilize edilmiş insanları tasvir eden “T” biçimindeki sütunların ağırlıkları 10 ile 15 ton arasında değişiyor. İlkel el aletlerinden başka bir aletin olmadığı bu dönemde sütunların nasıl taşındığı ve dikildiği arkeologlar tarafından henüz çözülemedi. İnsanlığın avcı toplayıcı döneminde yerleşim ve tarım kavramlarından çok uzak olduğu 11.600 yıl öncesinde bu yapıların nasıl tasarlandığı sorusu da henüz cevaplanmadı. Belki tüm bu sorular cevap bulduğunda insanlık tarihi yeniden yazılacak.

Göbeklitepe’deki tapınakları tasarlayanlar ve inşa edenlerin kim oldukları hala kesin olarak bilinmiyor. Hala birçok sır saklayan dev anıtların bulunduğu antik yapı, Büyük Köpek Takımyıldızı’nın Güneş’in ardından gökteki en parlak yıldızı Sirius’a tapınmak için mi inşa edildi? Milano’nun Polytechnic Üniversitesi’nden arkeo-astronom Giulio Magli, tıpkı İngiltere’deki Stonehenge gibi, Göbeklitepe’nin gök cisimlerinin hareketlerini takip etmek ve onlara tapınmak için yapıldığını iddia etti. Ancak, Alman Arkeoloji Enstitüsü üyesi Jens Notroff, “Göbeklitepe’deki anıtların bir çatısı olup olmadığını hala tartışıyoruz. Eğer zamanında bir çatı varsa, bu yıldızların gözlemlenmesini zorlaştıracaktı” dedi. Başta Göbeklitepe olmak üzere, içinde Neolitik Dönem’e ait birçok yerleşim alanı bulunduran Şanlıurfa’nın insanlık tarihinin karanlıkta kalmış sırlarını açığa çıkaracak nice keşiflere ev sahipliği yapacağını belirtmek yersiz olmayacaktır. Bu durum Şanlıurfa gibi zengin bir tarihi alt yapıya sahip bir kent ile ilgili arkeolojik çalışmaların önemini vurgular niteliktedir.

Göbeklitepe, Harran Ovası’na hakim konumuyla, bugüne kadar çok az bir bölümü kazılmış olmasına karşın avcı ve toplayıcı yaşam biçiminden, dini mekanların biçimlenmesi, tapınak mimarisinin ve sanatın doğuşu, tarım ve hayvancılığa geçiş sürecini anlamamıza önemli katkılar sağlayan benzersiz bir tarih öncesi yerleşimdir. Türkiye’nin üzerinde yer aldığı coğrafya, uygarlık tarihinin her döneminde önemli bir rol oynamış, sayısız eski uygarlık burada yaşamış, dönemlerinden izler bırakmıştır. Özellikle son yıllarda yapılan araştırmalarda Neolitik Dönem açısından Anadolu’nun insanlık tarihinde ayrıcalıklı bir yeri olduğu görülmektedir. Günümüz dünyasının uygarlık temelleri Neolitik Dönem’de atılırken, bu oluşuma Türkiye coğrafyasındaki kültürlerin katkısının, öngörülenden çok daha fazla ve çok daha önce olduğu yeni kazıların sansasyonel sonuçları ile giderek çok daha iyi ortaya çıkmaktadır.

KAZI ALANI

Göbeklitepe üzerinde yapılan jeomanyetik ve georadar taramalarda çapları 20 ile 30 metreye varan daire biçimli 20 adet tapınma amaçlı kullanılan alan tespit edilmiş, bunlardan ancak 6 yapı katı bugüne kadar ortaya çıkarılabilmiştir. Yapılan arkeolojik kazılar, Göbeklitepe’nin olağandışı buluntuları ile dini/kutsal bir buluşma merkezi olduğu kanısını uyandırmaktadır. Göbeklitepe’deki tapınakların yapılış biçiminde ortak bir özellik göze çarpmaktadır. Duvarlarının kalınlığı 1.4 metre olan 12 metre boyundaki ‘T’ biçiminde sütunlar ile çevrilmiş bu tapınakların merkezinde iki ‘T’ biçiminde sütun karşılıklı olarak yer alır. Arkeologlar boyları 3 ile 6 metre arasında değişen bu ‘T’ biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan tasvirleri olduğunu düşünmektedirler. Bunun sebebi ‘T’ biçimindeki sütunlarda görülen kol ve el tasvirleridir. Ayrıca bu sütunlar üzerine işlenmiş hayvan tasvirleri ve soyut semboller bulunmaktadır.

BASIN

BASIN KİTİNİ İNDİR

İLETİŞİM FORMU

Kullanım Koşulları ve Gizlilik metnini okudum.

İşbu formu doldurmak ile bizimle paylaşmış olduğunuz kişisel bilgilerinizin; tarafınıza çeşitli avantajların sağlanıp sunulabilmesi, satış, pazarlama ve benzer amaçlı her türlü iletişim mesajlarının gönderilmesi amacıyla; saklanmasına, kullanılmasına ve aynı amaçlara yönelik olarak; Doğuş Holding A.Ş. ve diğer tüm Doğuş Holding iştirakleri ile de paylaşılmasına izin vermiş bulunmaktasınız. (Doğuş Holding iştirakleri hakkında bilgi için “www.dogusgrubu.com.tr) Bu bilgiler sadece size sağlanacak hizmetlerin kusursuz sunulabilmesi, olası gönderilerinizin sağlıklı şekilde teslim edilmesi, telefon, sms ve/veya e-posta yoluyla bildirimlerimizin zamanında ulaştırılabilmesi amacıyla, sözleşme ilişkisi içinde olduğumuz, veri güvenliği konusundaki hassasiyetimizi paylaşan, ilgili Mevzuat hükümlerine riayet eden 3. kişilerle, yalnızca ihtiyaç durumunda ve gerekli ölçüde paylaşılacaktır.
Kaydınız başarıyla alınmıştır. En kısa sürede sizinle irtibata geçeceğiz.
Kaydınız başarıyla alınamamıştır. Tekrar deneyiniz.

d yapısı

b yapısı

c yapısı

a yapısı

ZİYARETÇİ
MERKEZİ

İnsanlığın en eski bilinen tapınağı olan Göbeklitepe’nin tarihi 11.600 yıl öncesine dayanmakta. Kısa bir sure önce keşfedilmiş olan bu tarihi mekan, daha şimdiden insan toplumlarının oluşumu hakkındaki anlayışımızı yeniden gözden geçirmemizi sağladı. İnsanlığın doğumundan günümüze uzanan, neredeyse el değmemiş bu arkeolojik hazineyi keşfetmek için 2017’de bize katılın.

GÖBEKLİTEPE

Devamı

Göbeklitepe, insanlık tarihindeki birçok sırrı açığa çıkartırken çözülmesi gereken birçok gizemi de beraberinde getiriyor. Göbeklitepe’de yapılan kazılarda, yerleşik yaşama geçişle ilgili mevcut bilgileri altüst edecek buluntular ortaya çıkmıştır.

TARİHİN SIFIR NOKTASI

M.Ö. 9.600

ZAMAN ÇİZELGESİ

GÖBEKLİTEPE

M.Ö. 9.600

İnsanlık tarihini yeniden yazdıracak bulguları ortaya çıkaran Göbeklitepe M.Ö. 9.600 yani günümüzden yaklaşık 11.600 yıl öncesine tarihlenen Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem’e ait bir inanç merkezidir. İngiltere’deki ünlü Stonehenge'den 6.600 yıl, Mısır Piramitleri’nden 7.100 yıl, Malta Adası’nda bulunan tapınaklardan ise 6.100 yıl daha eskidir. Hiçbir araç gereç yokken devasa taşlarla inşa edilmiş, bu taşlar üzerinde yer alan şekillerle de hayranlık uyandıran bir mirastır. Geleneksel tarih öğretilerini değiştirecek bulguları ortaya çıkaracak Göbeklitepe, gizemi çözüldükçe insanlığı şaşırtmaya devam edecek gibi görünmektedir.

GGANTIJA / MALTA

M.Ö 3.500

Ggantija Tapınakları, Malta’nın Gozo Adası’nda yer alan Megalitik Tapınaklar Kompleksi’nin ilk yapılanıdır. Tamamen korunmuş duvarları ve çok kemerli planı ile Ggantija iki tapınaktan oluşmaktadır. Tunç Çağı’nın en önemli dönemlerine arkeolojik bir referans noktası olarak gösterilen Ggantija Kültürel Grubu’nun karmaşık yapısı tarih öncesi sanat dönemine ait mükemmel bir göstergedir.

O zamanın imkanlarıyla dev taşların buraya nasıl taşındığı ise gizemini korumaktadır. Bu yüzden de tapınaklara “dev” anlamında, İngilizce “Giant”tan gelen “Ggantija” adı verilmiştir.

Neolitik Çağ’da M.Ö. 3.600 - 2.500 yılları arasında inşa edilen bu yapılar, Göbeklitepe kazıları ortaya çıkana kadar yeryüzündeki en eski ve tek başına ayakta durabilen abideler olarak bilinmekteydi. Malta'nın diğer megalitik tapınakları ile birlikte UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunmaktadır.

STONEHENGE / İNGİLTERE

M.Ö. 3.000

Stonehenge günümüzde bilinen en gizemli prehistorik alanlardan biridir. Adı eski İngilizce’de “asılı taşlar” anlamına gelen Stonehenge, taştan yatay üst eşikleri bulunan bir daire şeklinde inşa edilmiştir. Tahminlere göre ilk Stonehenge, 112 büyük ve sayısız küçük taşın tek tek yontulmasıyla oluşturulmuştur. Yapının ne amaçla ve nasıl inşa edildiği ise hala bir sır.

İlk tahminler buranın bir tapınak olduğu şeklindeydi. Daha sonra buranın gündönümünü işaret eden bir takvim olabileceği varsayımı eklendi. Son tahminlere göre ise bu esrarlı yapının bir şifa merkezi olma ihtimali gündeme gelmiştir.

PİRAMİTLER / MISIR

M.Ö. 2.500

Tahmini olarak M.Ö. 3.000 yıllarında Eski Krallık Dönemi’nde yapıldığı düşünülen Giza Piramitleri’nin isimleri, burayı yaptıran Firavunlar’dan gelmektedir ve çoğu Firavunların mezarı için inşa edilmiştir. Bunlar arasında yer alan Keops, Kefren ve Mikerinos Piramitleri dünyadaki en eski ve en büyük piramitlerdir.

İnşasında kullanılan her biri 20 ton ağırlığındaki taşların, piramitlerin bulunduğu bölgeden yüzlerce kilometre uzakta yer aldığı gerçeğinden yola çıkılarak, taşların hangi yöntemle taşındığı ve inşasının yapıldığı hala tam olarak çözülememiştir.

Giza Piramitleri’ni diğerlerinden ayıran en önemli fark ise bunların içinde herhangi bir hiyeroglif yazı bulunmamasıdır.

"Merkezdeki ateş" anlamına gelen Piramitlerin dünyanın merkezinde olduğu düşünülmektedir ve bugün "Dünya’nın Yedi Harikası"ndan biri olarak kabul edilmektedir.

TARİH

Yaklaşık 11.600 yıl önce Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bölgede insanlık tarihinin en önemli oluşumlarından biri inşa edildi. Göbeklitepe, Mezopotamya’daki ilk şehirlerden 4.600 yıl, milyonlarca turistin ziyaret ettiği İngiltere’deki ünlü Stonehenge’den 6.600 yıl, Mısır Piramitleri’nden 7.100 yıl, Malta Adası’nda bulunan tapınaklardan da 6.100 yıl daha eskidir.

Göbeklitepe’de yapılan kazılarda, yerleşik yaşama geçişle ilgili mevcut bilgileri altüst edecek bir tarih ortaya çıkmıştır. İnsanlık tarihi, insanoğlunun avcı ve toplayıcı toplumdan yerleşik topluma geçmesi ile başlar. Şanlıurfa’da özellikle Harran Ovası’nı 30-40 kilometrelik mesafelerle bir hilal şeklinde çevreleyen tepelerde bulunan 80 dönümlük alana sahip olan ören yeri, Göbeklitepe, Karahan Tepe, Sefer Tepe, Hamzan Tepe ve Balıklıgöl çevresi Neolitik Dönem’in en önemli bölgeleridir. Buluntular bu bölgede yaşayan insanların ibadetlerini Göbeklitepe’ye gidip yaptıklarını göstermektedir. Ancak bölgedeki yapılar yerleşim alanı olarak inşa edilmemiştir; Göbeklitepe, M.Ö. 9.600, yani günümüzden 11.600 yıl öncesine tarihlenen, Neolitik Dönem’e ait bir inanç merkezidir.

Göbeklitepe, insanlık tarihindeki birçok sırrı açığa çıkartırken çözülmesi gereken birçok gizemi de beraberinde getiriyor. Yapılan arkeolojik araştırmalar göstermiştir ki; Göbeklitepe Neolitik Tapınak Alanı, dönem insanlarının belirli zamanlarda bir araya gelerek ibadet ettikleri bir yerdir. Tapınakların ortasında yer alan “T” biçimli anıtsal dikilitaşların bazıları kollar, eller ve giysi öğeleriyle insan şeklinde biçimlendirilmiştir. Kesin olmamakla beraber tapınağın bizzat onu kullananlar tarafından gömüldüğü öngörülmektedir.

Göbeklitepe, tarımın insanları yerleşim birimleri kurmaya ve sanat ile dini geliştirmeye ittiği tezini çürütüyor. Kazı çalışmaları Yakın Doğu’da başlayan insanlık tarihinde en önemli radikal değişiklerden biridir. Bu değişiklik, insanlık tarihinde bilinen her şeyden öte avcı toplayıcı toplumdan yerleşik hayata geçen ve hayvanları ehlileştiren bir toplum olduğunu işaret ediyor.

KÜLTÜR VE
MİRAS

İnsanlık tarihi Göbeklitepe’de yeniden yazılıyor...

Göbeklitepe’de yapılan kazılarda, yerleşik yaşama geçişle ilgili mevcut bilgileri altüst edecek buluntular ortaya çıkmıştır. Dünyada kabul gören arkeolojik görüşe göre insanoğlunun avcı ve toplayıcı yaşam biçiminden yerleşik hayata geçmesindeki en önemli faktör açlık korkusu ve korunma içgüdüsüdür.
Ancak Göbeklitepe bu tabuyu yıkar. Zira yapıldığı dönem göz önüne alındığında, yerleşik yaşama geçişte dinsel inanışların da etkisinin olabileceğini ispatlar.

Günümüze bu denli mükemmel olarak korunmuş şekilde kalması da yapılış yılından yaklaşık bin yıl sonra onlarca ton toprak ve çakmaktaşı ile tamamıyla gömüldüğü bilinen Göbeklitepe’nin niye gömüldüğü de cevabı bilinmeyen sorular listesinde yer alıyor. Tapınaklardaki stilize edilmiş insanları tasvir eden “T” biçimindeki sütunların ağırlıkları 10 ile 15 ton arasında değişiyor. İlkel el aletlerinden başka bir aletin olmadığı bu dönemde sütunların nasıl taşındığı ve dikildiği arkeologlar tarafından henüz çözülemedi. İnsanlığın avcı toplayıcı döneminde yerleşim ve tarım kavramlarından çok uzak olduğu 11.600 yıl öncesinde bu yapıların nasıl tasarlandığı sorusu da henüz cevaplanmadı. Belki tüm bu sorular cevap bulduğunda insanlık tarihi yeniden yazılacak.

Göbeklitepe’deki tapınakları tasarlayanlar ve inşa edenlerin kim oldukları hala kesin olarak bilinmiyor.
Hala birçok sır saklayan dev anıtların bulunduğu antik yapı, Büyük Köpek Takımyıldızı’nın Güneş’in ardından gökteki en parlak yıldızı Sirius’a tapınmak için mi inşa edildi?
Milano’nun Polytechnic Üniversitesi’nden arkeo-astronom Giulio Magli, tıpkı İngiltere’deki Stonehenge gibi, Göbeklitepe’nin gök cisimlerinin hareketlerini takip etmek ve onlara tapınmak için yapıldığını iddia etti.
Ancak, Alman Arkeoloji Enstitüsü üyesi Jens Notroff, “Göbeklitepe’deki anıtların bir çatısı olup olmadığını hala tartışıyoruz. Eğer zamanında bir çatı varsa, bu yıldızların gözlemlenmesini zorlaştıracaktı” dedi.
Başta Göbeklitepe olmak üzere, içinde Neolitik Dönem’e ait birçok yerleşim alanı bulunduran Şanlıurfa’nın insanlık tarihinin karanlıkta kalmış sırlarını açığa çıkaracak nice keşiflere ev sahipliği yapacağını belirtmek yersiz olmayacaktır. Bu durum Şanlıurfa gibi zengin bir tarihi alt yapıya sahip bir kent ile ilgili arkeolojik çalışmaların önemini vurgular niteliktedir.

Göbeklitepe, Harran Ovası’na hakim konumuyla, bugüne kadar çok az bir bölümü kazılmış olmasına karşın avcı ve toplayıcı yaşam biçiminden, dini mekanların biçimlenmesi, tapınak mimarisinin ve sanatın doğuşu, tarım ve hayvancılığa geçiş sürecini anlamamıza önemli katkılar sağlayan benzersiz bir tarih öncesi yerleşimdir. Türkiye’nin üzerinde yer aldığı coğrafya, uygarlık tarihinin her döneminde önemli bir rol oynamış, sayısız eski uygarlık burada yaşamış, dönemlerinden izler bırakmıştır. Özellikle son yıllarda yapılan araştırmalarda Neolitik Dönem açısından Anadolu’nun insanlık tarihinde ayrıcalıklı bir yeri olduğu görülmektedir. Günümüz dünyasının uygarlık temelleri Neolitik Dönem’de atılırken, bu oluşuma Türkiye coğrafyasındaki kültürlerin katkısının, öngörülenden çok daha fazla ve çok daha önce olduğu yeni kazıların sansasyonel sonuçları ile giderek çok daha iyi ortaya çıkmaktadır.

ŞANLIURFA

Şanlıurfa, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde İpekyolu güzergâhındaki en eski yerleşim yerlerinden biridir. Tarihi gelişim sürecinde, üzerinde birçok bağımsız devlet ve beylik kurulmuş, birçok uygarlığa beşiklik etmiştir. Tarımın ilk olarak yapıldığı, ilk üniversitenin kurulduğu, üç semavi dinin yeşermesine ev sahipliği yapan ‘ateşin Hz. İbrahim’i yakmadığı’, farklı kültür unsurlarının bir arada yaşadığı ve misafirperver insanların harmanladığı kadim bir şehirdir. Şanlıurfa tarihi, Balıklıgöl’de, Nevali Çori’de, Göbeklitepe’de ve bugüne kadar il genelinde yapılan arkeolojik kazıdan, elde edilen bulgulara göre, günümüzden 11.600 yıl öncesine kadar gitmektedir. Balıklıgöl çevresinde yapılan kazı çalışmalarında günümüzden 11.600 yıl öncesine ait insan boyutunda olan dünyanın en eski heykeli bulunmuştur. Şanlıurfa tarihi süreç içerisinde birçok peygambere ev sahipliği yapmış bir şehir olarak ‘Peygamberler Şehri’ adıyla anılmaktadır. Tarihsel birikimiyle birçok medeniyete beşiklik eden bu şehir din, dil, ırk, kültür ve medeniyetlerin buluştuğu, kaynaştığı, bir hoşgörü şehri olmuştur. Şanlıurfa, dün olduğu gibi bugün de insanlıkla paylaşacak önemli değerleri bağrında taşımaktadır.

Yeryüzünde önemli, özel ve kadim şehirler vardır. Bu şehirler geçmişten günümüze tarih, bilim, hukuk, inanç, kültür, sanat, edebiyat, medeniyet gibi insanlık kültürünün oluşumuna ve gelişmesine mekân olmuş önemli merkezlerdir. Arkeolojik bulgulara göre Urfa, dünyanın en eski kenti, insanlık tarihinin başlangıcı, tüm insanlığın ortak ata yurdudur. Urfa taşı toprağı tarihle yoğurulan ve tarihin her döneminde mutlaka izi bulunan; il genelinde ortaya çıkan her arkeolojik bulguda tarihin yeniden yazılmasına vesile olup tarihe kaynaklık eden tarihin gelecekle buluştuğu kadim bir şehirdir. Urfa, ilkel dinlerden, çok tanrılı ve tek tanrılı dinlere ait inançların ve bu inançlarla bağlantılı kültürlerin binlerce yıl yoğrulduğu, kaynaştığı tarihi bir kent olarak kültür ve inanç turizminde birçok peygamberi bağrından çıkarmış bir şehirdir.

SERGİ

Göbeklitepe’deki steller (‘T’ şeklindeki dikilitaşlar) üzerinde bulunan kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürleri dünyanın en eski mimari kalıntıları olarak kabul edilmektedir.

KAZI ALANI

Göbeklitepe üzerinde yapılan jeomanyetik ve georadar taramalarda çapları 20 ile 30 metreye varan daire biçimli 20 adet tapınma amaçlı kullanılan alan tespit edilmiş, bunlardan ancak 6 yapı katı bugüne kadar ortaya çıkarılabilmiştir.

Yapılan arkeolojik kazılar, Göbeklitepe’nin olağandışı buluntuları ile dini/kutsal bir buluşma merkezi olduğu kanısını uyandırmaktadır. Göbeklitepe’deki tapınakların yapılış biçiminde ortak bir özellik göze çarpmaktadır. Duvarlarının kalınlığı 1.4 metre olan 12 metre boyundaki ‘T’ biçiminde sütunlar ile çevrilmiş bu tapınakların merkezinde iki ‘T’ biçiminde sütun karşılıklı olarak yer alır. Arkeologlar boyları 3 ile 6 metre arasında değişen bu ‘T’ biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan tasvirleri olduğunu düşünmektedirler. Bunun sebebi ‘T’ biçimindeki sütunlarda görülen kol ve el tasvirleridir. Ayrıca bu sütunlar üzerine işlenmiş hayvan tasvirleri ve soyut semboller bulunmaktadır.

BASIN

BASIN KİTİNİ İNDİR

İletişim Formu

PLAN

  • A YAPISI

    A Yapısı 1995 yılında keşfedilmiş ve bugün görülen aşamaya 1996 ve 1997 yıllarında devam eden kazı çalışmaları sırasında ulaşılmıştır. Bu yapının temel unsurları olarak bazıları geniş yüzlerinde (alçak kabartma tekniğinde yapılmış) el ve kol tasvirleri taşıyan T-biçimli dikilitaşlar öne çıkmaktadır. Bu unsurların varlığından dolayı bu eserleri insan biçimli tasvirler olarak algılamak mümkündür. Ana kazı alanındaki dört adet daire planlı taş yapının merkezinde her zaman, özellikle daha büyük boyutlu iki adet T-biçimli dikilitaş bulunmaktadır. A yapısının P1 ve P2 numaralı iki merkez dikilitaşının üzerlerinde bulunan kabartma motifler arasında yılanlardan oluşan bir ağ ve bunun altında bir koç kabartması ve üst üste sıralanmış olan boğa, tilki ve turna kabartması görülmektedir.

  • B YAPISI

    A yapısının ardından, 1998 yılında B Yapısı keşfedilmiş ve 1998-2002 yılları arasında kazılmıştır. Yapının 4 m. yüksekliğe ulaşan T-biçimli merkez dikilitaşları, iyi korunmuş ‘terazzo’ taban üzerinde durmaktadır. Dikilitaşının önündeki bir taş kap, bu tabanın içine yerleştirilmiştir. Her ili merkez sütunun üzerinde birer erkek tilki kabartması bulunmaktadır. Yine 1998 yılında keşfedilmiş olan C yapısı Göbeklitepe’nin bilinen en büyük yapısıdır; T-biçimli dikilitaşlar içeren iki adet daire planlı taş duvar sırasından oluşmaktadır ve doğrudan, özenle düzeltilmiş olan kireçtaşı ana kayanın üzerine inşa edilmiştir. C Yapısı’nın merkez alanı, antik çağlarda ağır bir tahribata uğrasa dikilitaşının üzerinde keşfedilen yüksek kabartma tekniğindeki olağanüstü bir yırtıcı hayvan motifi bu tahribattan kurtulmayı başarmıştır.

  • C YAPISI

    A yapısının ardından, 1998 yılında B Yapısı keşfedilmiş ve 1998-2002 yılları arasında kazılmıştır. Yapının 4 m. yüksekliğe ulaşan T-biçimli merkez dikilitaşları, iyi korunmuş ‘terazzo’ taban üzerinde durmaktadır. Dikilitaşının önündeki bir taş kap, bu tabanın içine yerleştirilmiştir. Her ili merkez sütunun üzerinde birer erkek tilki kabartması bulunmaktadır. Yine 1998 yılında keşfedilmiş olan C yapısı Göbeklitepe’nin bilinen en büyük yapısıdır; T-biçimli dikilitaşlar içeren iki adet daire planlı taş duvar sırasından oluşmaktadır ve doğrudan, özenle düzeltilmiş olan kireçtaşı ana kayanın üzerine inşa edilmiştir. C Yapısı’nın merkez alanı, antik çağlarda ağır bir tahribata uğrasa dikilitaşının üzerinde keşfedilen yüksek kabartma tekniğindeki olağanüstü bir yırtıcı hayvan motifi bu tahribattan kurtulmayı başarmıştır.

  • D YAPISI

    D Yapısı ise 2001 yılında keşfedilmiştir. Bu anıtsal yapılar içerisinde en ihtişamlı ve korunmuş olanı D Tapınağı’dır. D Tapınağı Göbeklitepe ören yerinin birinci evresine MÖ (9500 – 8500) tarihlenmektedir. D Tapınağı’nın merkezine yüseklikleri 6 m. ağırlıkları 30 tona varan T stelleri; merkezdeki stellere yönelmiş tarzda yerleştirilmiştir. Merkezdeki stellerde kol, el, kemer ve giysi olarak tilki postunun betimlenmiş olması, T stellerinin insanı veya insan şeklinde tasvir edilmiş kutsalları sembolize ettiği tartışılmazdır. Bu tapınakta T stelleri üzerinde birçok hayvan betimi vardır. Bunlar yaban domuzları, yabani öküzler, eşekler, ceylanlar, turnalar, leylekler, ibis, ördek ve kedigiller gibi geniş bir yelpazede çeşitlenmekle birlikte yılan ve tilki ağırlıktadır. Her iki merkez dikilitaş da kemer ve hayvan postundan yapılmış bir giysi parçası giyer biçimde tasvir edilmiştir.

ZİYARETÇİ
MERKEZİ

İnsanlığın en eski bilinen tapınağı olan Göbeklitepe’nin tarihi 11,600 yıl öncesine dayanmakta. Kısa bir süre önce keşfedilmiş olan bu tarihi mekan, daha şimdiden insan toplumlarının oluşumu hakkındaki anlayışımızı yeniden gözden geçirmemizi sağladı. İnsanlığın doğumundan günümüze uzanan, neredeyse el değmemiş bu arkeolojik hazineyi keşfetmek için 2017’de bize katılın.